Bir insana verilebilecek en büyük paye nedir? Zenginlik mi, makam mı, güç mü? Hayır… İnsan için en büyük şeref, güvenilir bir insan olmaktır. Öyle ki, Peygamber Efendimiz (s.a.v.), peygamberlikle müjdelenmeden önce bile toplum içinde "Muhammedü'l-Emîn" (Güvenilir Muhammed) olarak anılıyordu. Çünkü mümin, yalnızca Allah’a iman eden kişi değil, aynı zamanda çevresine güven veren, emanete ihanet etmeyen, sözüne sadık, özü ve sözü bir olan kişidir.
Allah Teâlâ, “Müminler ancak o kimselerdir ki, Allah’a ve Resûlü’ne inanırlar, sonra da asla şüpheye düşmezler ve mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda cihad ederler. İşte onlar, sadıkların ta kendisidir.” (Hucurât, 15) buyuruyor.
Demek ki müminin iki temel vasfı var: Güvenmek ve güven vermek. O, önce Allah’a güvenir, sonra insanlara güven telkin eder.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadisinde şöyle buyurur:
"Münafığın alameti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde sözünde durmaz, kendisine bir şey emanet edildiğinde ihanet eder." (Buhârî, Îmân, 24)
Bir insan düşünün ki, sözüne güvenilmez, emanete ihanet eder, daima yalan söyler… Böylesi birinin, mümin kimliği taşıması mümkün müdür? İslam’ın en temel esaslarından biri, güvenilirlik ilkesidir. Çünkü güvenin olmadığı bir yerde ne dostluk kalır, ne ticaret, ne aile, ne toplum.
İman ve Emanet Aynı Kökten Gelir
Arapça’da "emanet" kelimesi ile "iman" kelimesi aynı kökten gelir. Bu tesadüf değildir. Çünkü iman eden kişi, Allah’ın ve insanların emanetlerine sahip çıkandır. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Emaneti olmayanın imanı da yoktur.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/135)
Günümüzde belki de en büyük kriz, güven krizidir. İnsanlar, en yakınına bile güvenemez hale gelmiş, dostluklar zedelenmiş, ticarette hile artmış, toplumda güven sarsılmıştır. Oysa bir müminin en büyük sermayesi güvenilir olmaktır. Onun sözü senettir, emanete asla ihanet etmez, kimseyi aldatmaz. Çünkü bilir ki, Allah onun üzerindedir ve her yaptığını görmektedir.
Güven Vermeyen Mümin, Eksik Bir Müslümandır
Bugün toplum olarak en çok neye hasretiz? Aslında ne paraya, ne makama… En çok güvene ihtiyacımız var. Alışveriş yaparken, bir iş kurarken, bir dost edinirken, evlenirken… Karşımızdakine güvenmek istiyoruz. Ama güvenmek kadar güvenilir olmak da bir müminin sorumluluğudur.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), "Müslüman, elinden ve dilinden insanların emin olduğu kimsedir." (Buhârî, Îmân, 4) buyurarak bu konunun ne kadar önemli olduğunu bizlere hatırlatıyor.
Öyleyse kendimize sormalıyız:
-
İnsanlar benim yanımda kendini güvende hissediyor mu?
-
Sözüm senet mi, yoksa kolayca yalan söyler miyim?
-
Emanet edilen bir şeyi gözü gibi saklayan biri miyim, yoksa ihanet eder miyim?
-
İnsanlar bana iş, sır ya da mal emanet etmekten çekinir mi?
Bu soruların cevabı, aslında imanımızın bir göstergesidir. Zira Allah’a güvenen bir mümin, insanlara da güven verir.
Son Söz: Güvenmek ve Güvenilir Olmak Bir Sınavdır
Bizler bu dünyada hem güvenmek hem de güvenilir olmakla sınanıyoruz. Bazen en güvendiğimiz insanlar bizi hayal kırıklığına uğratabiliyor. Bazen de biz, bilerek ya da bilmeyerek başkalarının güvenini kırabiliyoruz. Ama unutmamalıyız ki, insanlar aldanabilir, ancak Allah asla aldanmaz.
Dünyada belki en büyük servet güvenilir bir insan olmaktır. Çünkü güvenilir olmak, hem insanlar arasında itibarlı bir yer edinmeyi hem de Allah katında sevilmeyi sağlar.
Ey Rabbim! Bizi, güvenen ve güvenilen kullarından eyle. Emanete ihanet etmekten, yalan söylemekten ve güven kırmaktan bizleri muhafaza eyle…
Ne mutlu güvenen ve güvenilen müminlere!
Uğur Bölge
Karacabey Din Hizmetleri Uzmanı