T.C. Cumhurbaşkanlığı
Diyanet İşleri Başkanlığı

Karacabey Müftülüğü

20.02.2026

Peygamber Efendimizin (s.a.s) Ramazan Ayına Verdiği Değer

Ramazan ayı, sıradan bir zaman dilimi değildir. O, takvimin içindeki bir ay olmanın ötesinde, kalbin yeniden inşa edildiği, ruhun arındığı ve insanın kendisiyle yüzleştiği bir mekteptir. Bu mektebin en güzel talebesi ve en örnek rehberi ise hiç şüphesiz Hz. Peygamber’dir. Onun Ramazan’a verdiği değer, bu ayı nasıl anlamamız gerektiğini de bize öğretir. Resûlullah (s.a.s.), Ramazan gelmeden önce ashabını bu aya hazırlardı. Şaban ayının son günlerinde şöyle buyurduğu rivayet edilir: “Ey insanlar! Büyük ve mübarek bir ayın gölgesi üzerinize geldi. O ayda bin aydan daha hayırlı bir gece vardır. Allah o ayda oruç tutmayı farz, gecelerini ibadetle geçirmeyi ise nafile kılmıştır.” (Tirmizî, Savm, 6) Bu hadis bize şunu gösterir: Ramazan, bir yük değil; bir fırsattır. Hz. Peygamber, Ramazan’ı korkulacak bir açlık ayı olarak değil, rahmet ve mağfiret mevsimi olarak tanıtmıştır. Nitekim başka bir hadisinde şöyle buyurur: “Ramazan ayı geldiğinde cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar zincire vurulur.” (Buhârî, Savm, 5; Müslim, Sıyâm, 1) Bu ifade, Ramazan’ın ilahî rahmetin yoğunlaştığı bir zaman dilimi olduğunu gösterir. Ancak zincire vurulan şeytanlar kadar, insanın kendi nefsiyle mücadelesi de önemlidir. Hz. Peygamber’in oruçla ilgili şu sözü, bu mücadelenin ahlâkî boyutuna işaret eder: “Kim yalan sözü ve onunla amel etmeyi bırakmazsa, Allah’ın onun yemesini ve içmesini bırakmasına ihtiyacı yoktur.” (Buhârî, Savm, 8) Demek ki Ramazan, sadece mideyi değil; dili, kalbi ve davranışları da terbiye etmeyi hedefler. Oruç, insanı sabra alıştırır. Resûlullah (s.a.s.) bu yönüyle Ramazan’ı bir sabır eğitimi olarak görmüştür: “Oruç sabrın yarısıdır.” (Tirmizî, Deavât, 86) Sabır ise, hayatın her alanında insanı güçlü kılan bir erdemdir. Açlığa sabreden insan, öfkesine de sabredebilir; nefsinin taşkın arzularına da. Hz. Peygamber’in Ramazan’daki ibadet hayatı da dikkat çekicidir. Normal zamanlarda da ibadetine düşkün olan Efendimiz, Ramazan geldiğinde daha da gayretli olurdu. Hz. Aişe validemiz şöyle anlatır: “Resûlullah Ramazan’da diğer aylarda göstermediği bir gayreti gösterirdi. Ramazan’ın son on gününde ise ibadeti daha da artırırdı.” (Müslim, İ‘tikâf, 7) Bu son on günün ayrı bir önemi vardı. Çünkü o günler, Kur’an’ın indirilmeye başlandığı Kadir Gecesi’ni içinde barındırır. Hz. Peygamber, bu geceyi ihya etmeye teşvik etmiş ve şöyle buyurmuştur: “Kim Kadir Gecesi’ni inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek ihya ederse, geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhârî, Kadir, 1; Müslim, Müsâfirîn, 173) Ramazan, aynı zamanda paylaşma ayıdır. Resûlullah (s.a.s.) zaten cömertti; fakat Ramazan’da cömertliği zirveye çıkardı. İbn Abbas’ın ifadesiyle: “Resûlullah insanların en cömerdiydi. Ramazan’da ise esen rüzgârdan daha cömert olurdu.” (Buhârî, Bed’ü’l-Vahy, 5; Müslim, Fedâil, 50) Bu cömertlik sadece maddî yardımla sınırlı değildi; bir tebessüm, bir dua, bir gönül alma da Ramazan’ın ruhuna dahildi. Son olarak, Hz. Peygamber Ramazan’ın affa vesile oluşunu özellikle vurgulamıştır: “Ramazan’a ulaşıp da günahları bağışlanmadan çıkan kimsenin burnu sürtülsün.” (Tirmizî, Deavât, 110) Bu sert ifade, aslında büyük bir merhametin ifadesidir. Çünkü Ramazan, affedilmek için eşsiz bir fırsattır. Bu fırsatı kaçırmak, insanın kendi kendine yaptığı en büyük haksızlıktır. Bugün bizler de Ramazan’ı sadece sofraların zenginliğiyle değil, kalplerin zenginliğiyle karşılamalıyız. Hz. Peygamber’in Ramazan’a verdiği değer, bize şu mesajı verir: Bu ay, aç kalmak için değil; arınmak içindir. Yorulmak için değil; dirilmek içindir. Ramazan, bir ay değil; bir diriliş çağrısıdır. Onu nasıl karşılarsak, hayatımızın geri kalanı da o istikamette şekillenir.