İnsan hayatı, güçten zayıflığa, gençlikten ihtiyarlığa doğru akan bir yolculuktur. Bu yolculukta her dönem ayrı bir anlam taşır; fakat ömrün son demleri, hem hikmetin hem de rahmetin en yoğun hissedildiği zamanlardır. Bu dönem, sadece bir zayıflık hali değil; aynı zamanda çevresindekiler için bir imtihan ve bir rahmet kapısıdır.
“Kime uzun ömür verirsek biz onun yaratılışını (gençliğini, güzelliğini) bozar, gücünü azaltır, beli bükük hale getiririz. Onlar bunu hiç düşünmezler mi?”( Yâsin,36/68)
Rasulullah (s.a.v) ihtiyarlığı devası ve şifası yaratılmayan bir hastalık olarak vasıflandırmıştır:
“Tedavi olunuz, Ey Allah'ın kulları. Çünkü doğrusu Allah yaşlılıktan başka yarattığı her hastalıkla beraber bir deva (ilâç) da yaratmıştır.” buyurdu. (İbn Mace, Tıbb, 1/3436)
Yüce Rabbimiz (cc), Kur'ân-ı Kerîm'de, ihtiyarlık dönemini “erzelü'l-umr” yani ömrün en düşkün dönemi olarak ifade etmektedir. Çünkü bu dönem, merhametin en çok ihtiyaç duyulduğu zamandır. Gösterilen her güzel davranış, aslında kulun Rabbine yaklaşmasına vesile olur.
İlahi dergahta en makbul şefaatçi acziyet ve zaaftır. Acziyet ve zaafın tam zamanı ise ihtiyarlıktır. Öyleyse Allah katında makbul bir şefaatçi olan ihtiyarlığa küsmek değil, bilakis onu sevmek lazımdır.
Kur’an-ı Kerim’de Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Rabbin, kendisinden başkasına ibadet etmemenizi ve anne-babaya iyilik etmenizi emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, onlara ‘öf’ bile deme…Onları azarlama! İkisine de gönül alıcı güzel sözler söyle. Onlara merhametle ve alçak gönüllülükle kol kanat ger. “Rabbim! Onlar nasıl küçüklükte beni şefkatle eğitip yetiştirdilerse şimdi sen de onlara merhamet göster” diyerek dua et. (İsrâ Suresi, 23-24.ayet)
Rasulullah buyurdu ki: Herhangi bir genç, yaşından dolayı bir ihtiyara hürmet ederse Allah da yaşlılığında ona hizmet edecek kimseler halk edecektir.
Yaşlılara hürmet etmek hepimizin sorumluluğundadır; Onlara gösterilen her saygı ve şefkat, sadece insani bir görev değil; aynı zamanda toplumun vicdanını diri tutan ve ilahi rahmeti celbeden en önemli değerlerden biridir.
Sonuç olarak, hayatın bütün yükünü omuzlayarak bugünlere ulaşan büyüklerimiz; tecrübeleriyle yolumuzu aydınlatan, dualarıyla hayatımıza huzur ve bereket katan, varlıklarıyla hanelerimizi rahmet iklimine çeviren en kıymetli emanetlerimizdir. Onlara gösterilen her hürmet ve şefkat, yalnızca bir vefa örneği değil; aynı zamanda kalplerimizi yumuşatan, ilişkilerimizi güzelleştiren ve ilahi rahmeti üzerimize çeken en güçlü vesilelerden biridir. Bu sebeple, büyüklerimize sahip çıkmak; aslında rahmete sahip çıkmak, onların gönlünü hoş tutmak ise Allah’ın rızasına giden en güzel yollardan biridir.