İnsan, fıtratı gereği hataya meyilli bir varlıktır. Nefsinin ve arzularının peşinde koşarken kimi zaman farkında olmadan, kimi zaman da bile isteye başkalarının hakkına girer. Oysa kul hakkı, affı en zor olan haklardandır. Zira Allah Teâlâ, kendisine karşı işlenen günahları tövbe ile bağışlayabileceğini buyururken, kul hakkı için mağdurun rızasını şart koşmuştur.
“Kimin üzerinde din kardeşinin hakkı varsa, altın ve gümüşün bulunmayacağı kıyamet günü gelmeden önce onunla helalleşsin.” (Buhârî, Mezâlim, 10)
Bu hadisi şerif, bizlere apaçık bir gerçeği hatırlatıyor: Kul hakkı, ahirette ödenmez! Eğer burada helalleşmezsek, mahşer günü karşılık olarak sevaplarımızı vermek zorunda kalacağız. Sevaplarımız yetmezse, hakkına girdiğimiz kişinin günahlarını yüklenmek gibi korkunç bir akıbetle yüzleşeceğiz.
Kamu Hakkı: Sadece Kul Hakkı Değil, Bir Emanettir
Kul hakkı denildiğinde çoğumuz sadece bireyler arasındaki ilişkileri düşünürüz. Oysa kamu hakkı da bir kul hakkıdır ve hatta çok daha ağır bir sorumluluktur. Kamu malına zarar vermek, yetim hakkına el uzatmak, rüşvet almak, torpil yapmak ya da devletin sunduğu hizmetleri kötüye kullanmak da birer hak ihlalidir.
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:
“Şüphesiz Allah, size emanetleri ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emreder...” (Nisâ, 58)
Bir makamda, bir yetkide, bir sorumluluk alanında bulunan herkes, emanetin farkında olmalıdır. Çünkü kamu hakkı, sadece bir kişiye değil, toplumun tamamına aittir. Bir kalemi zimmetine geçirmekle, milyonları zimmetine geçirmek arasında fark yoktur; her ikisi de emanete ihanet sayılır.
Helalleşmek İçin Çok mu Geç?
Bazen bir hata yapar, üzerinden yıllar geçer ve unutur gideriz. Ama karşımızdaki unutmaz, kalbi incinmiştir. Ya o kişi hakkını helal etmeden bu dünyadan göçerse? İşte o zaman işin rengi değişir. Affı yalnızca Allah’ın elinde olan bu hak, sahibini bulup helalleşmeden kapanmaz.
İslam büyükleri bu yüzden sık sık kendilerini sorgulamışlardır. Hz. Ömer (r.a), halifeliği boyunca “Benden hakkını almamış kimse kaldı mı?” diye sorar, halkın rızasını gözetirdi. Çünkü biliyordu ki, zulmettiği bir kişi bile varsa, ahirette hesabını veremezdi.
Hakkı Ödemek İçin Son Gün Bugündür
Kimi zaman “Aman canım, o da bana şunu yapmıştı!” diyerek hakkı küçümseriz. Oysa adalet, intikam değil, hakkaniyettir. Bir hata, başka bir hatayı haklı çıkarmaz. Helalleşmek için kibri bırakıp gönlümüzü genişletmeliyiz.
Bugün, belki de hakkına girdiğimiz kişileri düşünüp bir arayışa çıkmamız gereken gün. Bir telefon, bir mesaj, belki de yüz yüze samimi bir özür… Helalleşmek, dünyada ruhumuzu hafifletecek, ahirette ise hesabımızı kolaylaştıracaktır.
Unutmayalım, hesap günü geldiğinde ne malımız, ne mevkiimiz, ne de mazeretlerimiz bizi kurtarabilir. Bizi kurtaracak tek şey, vicdanımızı temizleyip, üzerimizde kimsenin hakkı olmadan huzura varmaktır.
Rabbim bizleri, kul ve kamu hakkından uzak duran, helalleşerek tertemiz bir kalple huzuruna çıkan kullarından eylesin…
Uğur Bölge
Karacabey Din Hizmetleri Uzmanı